Super User
Son yıllarda atmosferin dışında bulunan sera gazlarının yoğunluğu çok fazla artınca, artık tropikal ormanların gücü de bu olumsuz gelişmeyi gidermeye yetmemeye başlamıştır. Sera gazlarındaki bu artış ozon tabakasının açılmasına ve güneşin zararlı ışınlarının daha fazla yeryüzüne inmesine neden olmaktadır. Bu da doğal olarak tüm dünyada sıcaklıkların yükselmesine ve küresel ısınma olarak dillendirilen bir oluşuma neden olmaktadır.
Enerji / İklim ve çevre politikaları ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır. Tüm enerji üretimi ve tüketimi çevresel etkilere sahiptir. Zor ekonomik dönemlerde çevreyi gözden kaçırmak cazip gelse de, enerji kaynaklarının sürdürülebilir bir şekilde üretilmesi ve kullanılması konusundaki zorluklar ve doğal çevremizi korumak aynı zamanda sürdürülebilir ekonomik büyümeyi sürdürme ve iklim değişikliğinin azaltılmasına ve uyumuna katkıda bulunma fırsatını temsil etmektedir.
Birçok açıdan, enerji, iklim ve çevresel hedefler aşağıdaki gibi ele alınmaktadır:
enerji tasarrufu ve enerji kullanımını azaltma: enerji tasarrufu, ekstraktif endüstrilerle ilişkili etkilerden ve genel olarak enerji üretimi, dönüşümü, dağıtımı ve tüketimi ile önlenebilir. Sera gazı emisyonlarının azaltılmasına, hava kirliliğinin, yüzey ve yer altı sularına, habitat fragmantasyonuna ve altyapı ve arazi kullanımı gibi biyolojik çeşitlilikteki bozulmaların azaltılmasına yardımcı olabilir. AB, enerji zincirinin tüm aşamalarında verimliliği arttırmak için çeşitli önlemler ortaya koymuştur. Avrupa'nın yıllık birincil enerji tüketimini 2020 yılına kadar% 20 azaltmayı hedefleyen (daha fazla bilgi) ve 2030 için daha iddialı hedefler önerdi.
Sürdürülebilir yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji karışımındaki payını arttırmaya yönelik önlemler, diğer çevresel ve iklimsel baskıları diğer enerji türlerine kıyasla azaltabilir. Bu tür önlemler, geri dönüştürülemeyen atık akışlarının daha verimli bir şekilde kullanılmasını sağladıklarında, kaynak verimliliğinin artmasına da katkıda bulunabilir.
Dairesel ekonomiyi teşvik etmeyi ve kaynakları daha verimli kullanmayı hedefleyen önlemler, enerji talebini azaltmaya da katkıda bulunuyor: özellikle, tüm üretim ve tüketim zincirleri daha verimli bir şekilde organize edildiğinde, ürünlerin yeniden kullanılması, geri dönüştürülen malzemelerin geri dönüşümü söz konusu olduğunda bu durum geçerlidir.
Bununla birlikte, bazı durumlarda, enerji-çevre etkileşimleri iklim, hava, toprak, biyoçeşitlilik, atık, su veya deniz ortamı ile ilgili bir takım riskler ya da satış zararlarını beraberinde getirebilir. AB çevre politikaları ve politikaları, AB politikalarının kaynak ve enerji tüketiminin risklerini ve etkilerini azaltma potansiyelini en iyi şekilde değerlendirmesini sağlamak için vardır. Bu, doğrudan ve dolaylı sağlık, iklim ve çevresel iyileştirmeler getirecek, ithalatı azaltacak ve AB'nin kısıtlı kaynaklarla dolu bir dünyada uluslararası alanda daha iyi rekabet edebilmesini sağlayacaktır.
Eğer bir önlem alınmazsa ve sera gazları bu şekilde artmaya devam ederse, içinde bulunduğumuz yüzyıl sonlarında dünyada ortalama sıcaklık üç derece artacaktır. Ayrıca buzulların erimeye başlaması ile birlikte deniz suyu seviyesi yaklaşık 65 cm yükselmiş olacaktır. Yani küresel ısınmanın etkileri sadece sıcaklık artışı değil, aynı zamanda denizlerin yükselmesine bağlı taşkınların ve can ve mal kayıplarının yaşanması demektir.
Bütün bu tehlikelerin farkına varan bilim adamları ve siyasetçiler 1997 yılında Kyoto’da biraraya gelerek bu küresel çevre problemi üzerine eğilmişler ve imzalanan Kyoto protokolü ile, sera gazlarının küresel ısınma üzerindeki etkilerini kontrol etme kararı almışlardır.
Kısaca Kyoto Protokolü, iklim değişiklikleri ve küresel ısınma konusunda mücadele etmeyi öngören uluslararası bir çerçevedir. Bu protokol, Birleşmiş Milletler, İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında imzalanmıştır.
Kyoto Protokolü, atmosferde sera etkisi yaratan gazların emisyonlarını (havaya salınımlarını) kısmak üzere sanayileşmiş ülkelere bir takım hedefler getirmektedir. Sera etkisi yaratan gazlar, küresel ısınmanın yeryüzündeki yaşamı tehdit edecek derecede artmasında en büyük etkendir.
Enerji Protokollerinin Hedefleri Nelerdir
Bu protokolün hedefi, sanayileşmiş ülkelerin, 1990 yılında tespit edilen sera gazları salınım oranlarını 2008-2012 yılları arasında yüzde 5 oranında düşürmektir. Protokolü imzalayan ülkeler bunu taahhüt etmişlerdir. Ülkelerin hedefi kendi kendi koşullarına bağlı olarak farklıdır. Örneğin Avrupa Birliği ülkeleri mevcut salım oranlarını yüzde 8 oranında düşürmeyi, Japonya ise yüzde 5 oranında düşürmeyi hedeflemiştir. Buna karşılık zaten düşük salınım oranlarına sahip ülkelere de, bu oranları yükseltme izni verilmiştir.
Başta Rusya, Kyoto Protokolünü imzalamamıştır ama daha sonra 2004 yılında protokolü destekleme kararı almıştır.
Kyoto Protokolü’nün yürürlük kazanması ve 2005 yılından itibaren yasal olarak bağlayıcı olması, 55 ülkenin protokole katılması ile mümkün olmuştur. Bu ülkeler, dünya çapında sera gazı salınımının en az yüzde 55’inden sorumludur. Sonuçta bu 55 ülke, OECD ülkeleri ve Rusya dahil dünyanın zengin ülkeleridir.
Ancak 2001 yılında ABD, ülke ekonomisine zarar vereceğini ifade ederek protokolden çekilmiştir. ABD, bir yandan da protokolün gelişmekte olan ülkeleri bir taahhüde zorlamadığını ileri sürmüştür. Oysa gelişmekte olan ülkeler, iklim değişikliğinde çok az paya sahip olmalarına rağmen, sonuçlarından en fazla etkilenen ülkelerdir.
Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına Yönelim
Bugüne kadar enerji temini konusunda hep fosil yatakları ön planda olmuş ve petrol ve petrolden elde edilen ürünler, bir numaralı enerji kaynağı olmuştur. Oysa yenilenebilir eneji kaynakları o kadar fazla ki. Örneğin güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, hidrolik (hidroelektrik) enerjisi, jeotermal enerjisi, biyokütle enerjisi (biyoyakıt enerjisi dahil), hidrojen enerjisi, dalga enerjisi ve gelgit enerjisi ilk anda akla gelen kaynaklardır. Kısaca yenilenebilir enerji, doğal kaynaklardan elde edilen ve sürdürülebilir olan enerjilerdir.
Dünyada giderek daha büyük bir sorun haline gelen enerji ihtiyacının, ancak yenilenebilir enerji kaynakları ve temiz enerji kaynakları ile doğal çevreye zarar vermeden üretilmesi gerekmektedir. Nüfusun artması ile birlikte dünya, hergün daha fazla enerji ihtiyacı ile karşı karşıya kalmaktadır. Üstelik yenilenebilir enerji kaynaklarına yeterli önem verilmediği için hava, su ve çevre kirliliği ile bu kaynaklar bile tehlike altındadır.
Sürdürülebilir enerji, mevcut enerji kaynaklarını tehlikeye atmadan gerekli olan enerji ihtiyacını karşılamak için üretilen enerji demektir.
ECO Enerji Sistemi Nedir?
Enerji üretimi için doğal süreçlerden faydalanan ve kullanılan doğal kaynakların tükenme hızından çok daha hızlı bir süre içinde kendini yenileyebilen enerji kaynaklarına yönelmek, artık insanlığın geleceği açısından son derece önemlidir. Yenilelenebilir enerji kaynaklarının başında güneş enerjisi gelmektedir. Güneş enerjisinden, konutlarda ve sanayide ısıtma ve aydınlatma amaçlı olarak faydalanmaya başlanmıştır. Rüzgar gücünden faydalanarak elektrik üretilmesini sağlayan rüzgar türbinleri de bu konuda büyük fayda sağlamaktadır. Suyun gücünden faydalanan hidroelektrik santralları önemli bir enerji kaynağıdır.
Biyoenerji konusunda da ciddi adımlar atılmaktadır. Biyoenerji, biyolojik kaynaklardan elde edilen malzemelerden temin edilen bir yenilenebilir enerji çeşididir. Biyokütle, elektrik üretmek için kullanılmaktadır.
Ancak bütün yenilenebilir enerji kaynakları güneşten gelmiyor. Örneğin yeraltı kaynaklardan elde edilen jeotermal enerji, elektrik üretimi dahil olmak üzere binaların ısıtma ve soğutma sistemlerinde kullanılabiliyor.
Bütün bu yenilenebilir kaynaklar, ECO Enerji Sistemi’nin uğraşı alanına girmektedir. ECO Enerji Sistemi’nin amacı, temiz enerji kaynakları ile doğal çevreye zarar veremden sürdürülebilir ve yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanmayı gerektiren bir sistemdir.
Uzun vadede fosil yakıt kaynakları tükenecektir. Ayrıca bu kaynakların sorumsuzce kullanılmasına devam edilmesi doğaya çok büyük zarar vermekte ve yeryüzünün ekolojik dengesini de bozmaktadır. Bu şekilde devam edilmesi halinde bugün var olan doğal kaynaklar da tükenmektedir.
İşletmelerin mümkün olduğu ölçüde yenilenebilir doğal kaynaklara yönelmesi ve çevreyi ve atmosferi kirleten uygulamalardan kısa sürede geri dönmesi gerekmektedir. Bu bakımdan ECO Enerji Sistemi’ne uygun faaliyet gösteren işletmeler hem sorumluluk bilinci ile hareket etmiş olmakta, hem de rakipleri ile mücadele ederken bir adım öne çıkmış olmaktadır.
Bugün resmi kuruluşlar da bu yönde yasal düzenlemeler çıkarmakta ve yenilenebilir ve sürdürülebilir enerji üretimini destekleyen teşvikler yürürlüğe koymaktadır.
ECO Enerji Sistemi Hangi Doğal Kaynaklara Yöneliyor?
ECO Enerji Sistemi’nin temel aldığı üç yenilenebilir ve sürdürülebilir enerji kaynağına yönelmektedir:
- Rüzgar enerjisi: Fosil yakıt kaynaklarına göre rüzgar enerjisi, en bol bulunan, en yaygın olan, en fazla yenilenebilir olan ve en temiz enerji kaynağıdır. Enerji üretiminde herhangi bir sera gazı emisyonu yoktur.
- Güneş enerjisi: Güneşten gelen gelen radyan ısı ve ışık, güneş ererjisinin temelini oluşturmaktadır. Bu enerji kaynağından bugün çok az yararlanılmaktadır.
- Biyokütle enerjisi: Biyokütle, yaşayan veya yakın zamanda yaşamını tüketmiş canlılardan elde edilen ve henüz fosilleşmemiş biyolojik malzemelerin genel adıdır. Biyokütle enerjisi tükenmez bir kaynaktır ve her yerde bulunmaktadır. Özellikle kırsal alanlarda önemli bir enerji kaynağı olarak kabul edilmektedir.
Yasal düzenlemelerde yer alan ifadelerle organik ürün veya ekolojik ürün, tarım ürünlerinin, tohum özelliklerinden başlayarak yetiştirilmesi ve tarladan toplanmasına kadar, hasattan tüketicilerin masasına ulaştırılmasına kadar üretimin tüm aşamalarında insan sağlığı için zararlı hiçbir kimyasal katkı maddesinin kullanılmadığı, farklı yöntemlere başvurulmadığı, doğadaki diğer canlılara zarar vermeden üretimin yapıldığı kontrollü ve belgeli tarım ürünlerdir.
Son yıllarda nüfusun artması ve insanların beslenmesi için daha fazla gıda maddelerine ihtiyaç duyulması yüzünden, ayrıca çok uzak ülkelere çok farklı tarım ürünlerinin pazarlanabilmesi ve ticari yönden giderek daha fazla kazanç sağlama hırsının öne geçmesi yüzünden, tarım ürünlerinin gen yapısı ile oynanmakta, hızlı gelişim sağlamak için çok fazla kimyasal madde kullanılmakta ve tarım ürünleri insan sağlığı için giderek daha fazla tehlikeli olmaya başlamaktadır.
Yanlış kullanılan veya bilerek fazla kullanılan kimyasal maddelerin tarım ürünlerinde bıraktığı kimyasal kalıntılar, maalesef insan sağlığını tehdit etmekte, çeşitli kanser türlerinden, üreme bozukluklarına kadar, sinir sistemi rahatsızlıklarından, bağışıklık sistemi rahatsızlıklarına kadar birçok hastalığın meydana çıkmasına ve gelişmesine neden olmaktadır. Yapılan araştırma sonuçlarına göre bu kimyasal kalıntılar gebelik ve emzirme dönemlerinde bile bebeklere geçmekte ve bu durumdan en fazla çocuklar etkilenmektedir.
Bu gıdların hem tarlalarda yetiştirilme dönemlerinde hem de tüketilmesi sonrasında kimyasal kalıntıların sulara ve doğaya karışması ise doğa için ayrıca büyük bir tehlike teşkil etmektedir. Bir de şu unutulmamalıdır ki, doğadan beslenen hayvanların veya içinde bu kalıntılar bululan hayvansal gıdalar ile beslenen hayvanların yağ dokularında biriken bu kimyasal kalıntılar, bu hayvansal gıdalar ile birlikte insanlara bir kere daha, bu defa katlanarak geri dönmektedir. Bu tehlikeli bir kısır döngüdür ve önlem alınmazsa insanların geleceği için büyük bir tehlikedir.
Ekolojik Pazarlar Ne Anlama Geliyor?
Geleneksel tarım yöntemleri bu kadar sağlıksız olmaya başlayınca, alternatif olarak yeniden doğal koşullara dönülmeye başlanmış ve bugün yeniden ekolojik ürün veya organik ürün yetiştirme yöntemlerine dönülmeye başlanmıştır. Ancak diğer yandan ortada bir kavram kargaşası da oluşmaya başlamıştır. Bugün ekolojik tarım, organik tarım veya biyolojik tarım ifadelerinin hepsi de aynı anlamı taşımaktadır. Ancak bunların yanı sıra kullanılan naturel, doğal, hormonsuz, saf, arı, yüzde yüz, hakiki veya köy ürünü gibi ifadeler bir aldatmacadan ibarettir ve herhangi bir yasal dayanağı olmadığı gibi, sağlıklı olduğu yönünde herhangi bir güvencesi de yoktur. Ama bu yöndeki çabalar sonunda tüketiciler artık daha bilinçli olmaya başlamıştır.
Örneğin bir tarım ürününü gerçekten hormon kullanılmadan üretilmiş olabilir. Ancak bu durum o ürünün ekolojik olduğu anlamına gelmez. Sadece o üründe hormon yoktur ama üretiminde suni gübreler ya da bir takım zirai ilaçlar kullanılmış olabilir. Bu durum o ürünün ekolojik kabul edilmesine engeldir.
Bu açıdan ekolojik pazarlar, tamamen ekolojik pazar standartlarına göre ve izlenebilirlik koşullarına göre yönetilen ve denetlenen pazarlardır. Ekolojik pazarlar, bilerek veya bilmeden yapılan yanlış uygulamalar sonucu ekolojik sistemlerde bozulan doğal dengeyi yeniden kurmaya yönelik çabaların bir sonucudur. Yapılan düzenlemeler ve yayınlanan yerli ve yabancı standartlar ile birlikte başta doğal çevreye ve insanlar dahil bütün canlıların sağlığına uygun üretim sistemleri teşvik edilmekte ve sentetik gübrelerin ve kimyasal ilaçların kullanımı yasaklanmaktadır. Ayrıca organik ve yeşil gübreleme, ekim değişimi (münavebe), toprağın korunması, bitkilerin direncini yükseltme, doğal parazitlerden ve avcı böceklerden yararlanma gibi doğal üretim sistemlerine geçilmeye çalışılmaktadır. Bu şekilde üretimde sadece miktar artışını hedeflememekte, aynı zamanda ürün kalitesinin yükselmesi de hedeflemektedir.
ECO Food Standardı Nedir?
Ekolojik tarım yöntemi sadece üreticilerin değil tüketicilerin de bilinçlenmesi ile geniş kitlelerce kabul edilecek ve yaygınlaşacak bir yöntemdir. Bu konuda devletin resmi organlarının sorumluluğu çok fazladır ve son yıllarda çıkarılan yasal düzenlemelerle bu konuda hayli ilerleme kaydedilmiştir. Bunun yanında yerli ve yabancı kuruluşlar tarafından geliştirilen standartlar ve belgelendirme sistemleri de büyük bir katkı sağlamaktadır.
Bu açıdan kuruluşumuz tarafından geliştirilen ECO Foof standardı da büyük bir ihtiyacı karşılamakta ve insanların ekolojik ürünlere daha güvenle yaklaşmalarına ve kullanmalarına fırsat yaratmaktadır. Bu standardın temel yaklaşımı, bitkisel ve hayvansal üretimde doğal kaynaklara yönelmek, doğal hammaddeler kullanmak ve doğal çevreyi tehdit edici etkileri bulunmayan kaynaklara yönelmektir. Bunun için de öncelikle ekim alanlarını iyileştirmek ve toprakta bulunan mikroorganizmaları korumak gerekmektedir. Toprağın verimliliği doğal yöntemlerle yükseltilmeli, toprak doğal yöntemlerle iyileştirilmeli, organik gübreler kullanılmalı ve münavebeli ekim yapılmalıdır. Ekolojik ürünler elde etmek için birinci koşul toprağın biyolojik aktivitelerini desteklemektir.
ECO Foof standardı, bitkisel üretimde ve hayvan yetiştiriciliğinde, tarım alanlarının ve hayvan besi alanlarının ekolojik koşullara sahip olmasını ve bu koşullarda bulaşıcıların etkilerini dikkate almaktadır. Genel anlamda ülkenin biyolojik çeşitliliğin korunması bakımından da bu çok önemlidir. Doğal alanlarda hiç zararlı organizmalar olmayacak değil. Elbette bunlarla mücadele, ekolojik tarım yöntemlerinin de bir parçası. Ancak burada önemli olan, başvurulan biyoteknik yöntemlerin, biyolojik mücadele çeşitlerinin ve kültürel önlemlerin bitkisel ve hayvansal üretimi tehdit etmemesi gerekmektedir. Ancak belirlenen sınırlar içinde kalmak koşulu ile bitkisel veya mineral esaslı kimyasal maddeler kullanılabilir.
ECO Food Belgelendirme Neden Önemli?
1972 yılına kadar ekolojik tarım uygulamalarından pek söz edilmez. İlk defa o tarihte Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu (IFOAM, International Federation of Organic Agriculture Movement) kurulmuştur ve çeşitli ülkelerde farklı ekolojik tarım uygulamaları bir çatı altında toplanmıştır. Bu kuruluş, ekolojik tarım uygulamalarını şekillendirmiş ve belli bir ortak yapıya kavuşturmak amacı ile yönetmelikler ve standartlar hazırlamıştır. Günümüzde 150 civarında ülke bu kuruluşa üyedir ve artık dünya genelinde ekolojik tarım uygulamaları belli bir standart içinde yürütülmektedir. Ülkemizde de uygulanan tarım politikaları, bu çalışmaları desteklemektedir.
Kuruluşumuz bu çalışmalar paralelinde ECO Food standartlarını geliştirmiştir ve talep eden işletmelere ECO Food belgelendirme çalışmaları yapmaktadır.
Ülkemizde ekolojik tarım veya organik tarım çalışmaları giderek yaygınlaşmakta ve tüketicilerin bu ürünlere olan talebi giderek artmaktadır. ECO Food ekolojik ürün standardı esasları doğrultusunda faaliyet gösteren işletmeler, kuruluşumuzdan talep ettikleri takdirde, ECO Food standardı belgesi alabilirler. Gerekli denetim çalışmaları ve yapılan çeşitli analizler sonrasında, işletmenin koşullara uygun üretim yaptığı tespit edilirse, ECO Food belgesi düzenlenmekte ve işletmeye teslim edilmektedir. Bu belgenin geçerlilik süresi üç yıldır. Ancak her yıl yapılacak gözetim denetimlerinde uygunsuz bir durum tespit edilmişse, işletmeye süre verilecek bu uygunsuzluğun giderilmesi istenir. Aksi halde verilen ECO Food belgesi iptal edilebilir.
İşletmeler ECO Food belgesine sahip oldukları takdirde, elbette birçok ayrıcalığa sahip olacaklardır ama herşeyden önemlisi gelecek nesillere daha yaşanabilir ve ekolojik dengesi bozulmamış bir dünya bırakmak adına üstlerine düşen sorumlulukları yerine getirmiş olacaklardır ki bu herşeyden önemlidir. Sadece bugünü düşünmek ve sadece kazanç hırsı ile bugünü yaşamak, gelecek nesillere karşı duyarsız kalmak, bugünün en ciddi problemidir. Böyle gittiği takdirde artık toprak ürün veremez olacak, hava solunmaz olacak, genetiği oynanmış gıda maddeleri insan yaşamını giderek daha fazla kısaltacaktır.
Bu bakımdan tarımsal faaliyet gösteren bütün işletmelerin ECOmark, ECO Food veya başka ekolojik sertifikalara sahip olmaları ve gerçekten bu standartların gerektirdği koşullarda üretim yapmaları gerekmektedir.
Ülkemiz bir tarım ülkesidir ve ECO Food standardı, ülkemizin tarımsal ürünleri, coğrafi konumu, ürün çeşitliliği, üretim tercihleri ve gıda gereksinimleri esas alınarak tasarlanmıştır. Bu standart tasarlanırken gıda güvenliği konusunda, bütün dünyada geniş kabul gören FSSC 22000 Gıda Güvenliği Sistemi standardı esas alınmıştır. Bu standart ülkemizde de TS EN ISO 22000 Gıda güvenliği yönetim sistemleri - Gıda zincirindeki kuruluşlar için şartlar standardı olarak yayınlanmıştır. Ancak bunun yanından ECO Food standardı, gıda esaslı bir standarttır ve değerlendirme ve belgelendirme çalışmalarında yine kuruluşumuz tarafından geliştirilen ECOMark® Ekolojik Ürün Belgelendirme Programı esasları dikkate alınmaktadır.
ECO Food standardını uygulayan ve ECO Food belgesini alan işletmeler, ürettikleri gıda maddeleri üzerine, tanıtım ve pazarlama faaliyetlerinde kullanmak amacı ile ECO Food etiketi koyabilirler. Ürünlerinde bu etiketi kullanan işletmeler, insan sağlığını ve doğayı korumaya yönelik sorumluluklarını yerine getirdiğini bütün tüketicilere ifade etmiş olmaktadır. Aynı zamanda başta Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere bütün yabancı ülke pazarlarında bu etiket sayesinde, bu konuda duyarlı olan insanlara kendilerini kanıtlamış olmaktadır. Bu ise doğal olarak işletmeleri, rakipleri karşısında bir adım öne çıkaracaktır.
ECO Food standardını uygulamak zorunlu değildir. İşletmeler gönüllü olarak bu standardı uygulayabilirler. Ancak yabancı ülkelerin yasal düzenlemeleri karşısından herhangi bir ticari engel ile karşılaşmamak için ECO Food belgesine sahip olmak bir avantajdır.
ECO Food Standardının Temel Yapısı
Kuruluşumuz özellikle insanların ve doğadaki tüm canlıların sağlığını korumak ve doğanın ekolojik döngüsünün zarar görmemesini sağlamak amacı ile ECO Food standardını geliştirmiştir. Bu bakımdan standart tasarlanırken, yerli ve yabancı kuruluşlar tarafından geliştirilen standartlar dikkate alınmıştır. Bu konuda yaygın olarak başvurulan standartlar şunlardır:
- BRC Food Gıda Güvenlik Sistemi (BRC, British Retail Consortium, İngiliz Perkandeciler Birliği)
- IFS Uluslararası Gıda Standardı (IFS, International Food Standard, Uluslararası Gıda Standardı)
- FSSC 22000 Gıda Güvenliği Yönetim Sistemi (FSSC, Food Safety System Certification, Gıda Güvenliği Belgelendirmesi Kuruluşu)
- TS EN ISO 14024 Çevre etiketleri ve beyanları - Tip 1: Çevre etiketlemesi - Prensipler ve yöntemler standardı
- TS EN ISO 14044 Çevre yönetimi - Hayat boyu değerlendirme - Gerekler ve kılavuz standardı
ECO Food standardının temel yapısı şu ilkelere dayanmaktadır:
- Gıda maddelerinin üretimi tamamen doğal koşullar içinde sürdürülmelidir.
• Hammadde olarak kullanılan tarım ürünleri, hiçbir şekilde doğal çevreye zarar vermeden üretilmelidir.
• Doğal ortamın koşulları çerçevesinde zararlılar ile mücadele yapılırken kullanılacak tarımsal ilaçlar veya kimyasal maddeler tamamen belirlenen sınır değerleri içinde kullanılmalı, kesinlikle bu değerler aşılmamış olmalıdır.
• Üretilen gıda maddeleri tüketildikten sonra doğal ortamda kendiliğinden ve hızlı bir şekilde yok olmalıdır.
• Gıda maddelerinin paketlenmesinde kullanılan ambalaj malzemeleri doğa ile barışık olmalı ve doğal çevreye zarar vermemelidir.
Burada önemli olan nokta şudur: ECU Food belgesi sahibi işletmeler tarafından üretilen ve üzerinde ECO Food etiketi bulunan gıda maddelerinin mutlaka kaliteli olduğu düşünülmemelidir. Bu belge ve etiket, o gıda maddesinin tamamen doğal koşullarda ve doğaya zarar verilmeden üretildiğinin bir kanıtıdır. Ancak böyle bir gıda maddesinin kalitesiz olduğu da düşünülemez.
Kuruluşumuz ECO Food standardını geliştirirken insan sağlığı yanı sıra önemli ölçüde doğanın tahrip olmasının önüne geçmeyi hedeflemiştir.
Henüz ülkemizde Avrupa Birliği direktifi olmasına rağmen bir çevre yasası çıkarılmamıştır ve bir ekolojik etiket sistemi kurulmamıştır. Bu yönde yetkili merciler belirlenmiş ve çalışmalara başlanmıştır ancak yol alınmış değildir. Bu ortamda kuruluşumuz sorumluluk duygusu ile hareket ederek tamamen özgün bir şekilde Ekomark© Standardı’nı tasarlamıştır. Kısa sürede ulusal ve uluslararası alanda geçerlilik kazanan Ekomark© Standardı’nın iki temel yaklaşımı vardır:
- Doğanın korunması
- İnsan sağlığının korunması
Dünya nüfusu hızla artmakta, bu da kaynak ihtiyacını yükseltmektedir. Diğer yandan ozon tabası incelmiş, kutuplar erimeye başlamış, iklim değişiklikleri yaşanmaya başlamıştır. Bilinçsiz ve sorumsuz kullanımlar sonucunda su kaynakları, yeraltı zenginlikleri, ormanlar ve solunan hava tükenmeye başlamıştır. Bütün bunların yanında hala üretici firmalar para kazanmak hırsı ile şirket çıkarlarını toplumsal çıkararın üzerinde tutmaya devam etmektedir. Bu koşullarda gelecek nesiller, hiç de yaşanası olmayan bir yerküre bulacaklardır. Bu onlara yapılabilecek en büyük haksızlıktır.
Sürdürülebilir üretim anlayışının hem tüketicilerde hem de üretici firmalarda yerleşmesi kuruluşumuzun en büyük hedefidir. Bu hedefe ulaşma konusunda kuruluşumuz tarafından benimsenen bir takım ilke ve prensipler şunlardır:
- Bağımsız ve tarafsız olmak: Firmaların faaliyet gösterdiği coğrafya, görüşlerini paylaştığı sosyal veya siyasi alan ya da faaliyet gösterdiği sektör farkı gözetilmeden, bütün firmalara bağımsız ve tarafsız olarak hizmet verilmektedir.
- Güvenilir olmak: Firmalara karşılıklı güven anlayışı içinde, anlaşılır, açık ve doğru bilgi verilmektedir. Hizmetler eksiksiz ve zamanında yerine getirilmektedir.
- Kaliteli hizmet vermek: Yabancı akreditasyon kuruluşundan alınan yetkiye dayanılarak firmalara hızlı ve kaliteli hizmet verilmektedir. Gerekli duurmlarda diğer kuruluşlar ve resmi makamlar ile işbirliği yapılmaktadır.
- Dürüst olmak: Sadece hizmet verilen firmalara değil, diğer belgelendirme kuruluşları dahil bütün kuruluşlar ile olan ilişkilerde dürüst davranılmaktadır.
- Toplumsal yarar gözetmek: İnsan sağlığını korumak ve doğanın korunmasına önem vermek en temel sorumluluktur. Asıl faaliyetler yanında çevre sorunlarının çözümüne yönelik sosyal ve kültürel etkinliklere destek verilmektedir.
- Rekabet etmek: Ulusal ve uluslararası alanda ekolojik etiket konusunda faaliyet gösteren çok sayıda kuruluş bulunmaktadır. Bu rekabet, belirlenen kriterlere uygun bir rekabet olarak görülmektedir. Bu yüzden çevre etiket sisteminin gelişmesi yönünde ancak ortak menfaatler gözetilerek haksız rekabet oluşturan davranışlardan kaçınılmaktadır.
Kuruluşumuzun ilke ve prensipleri hakkında farklı bilgilere ihtiyaç duyulabilir. Bu konuda ve Ekomark© Standardı hakkında daha geniş bilgiler almak için hemen kuruluşumuza müracaat edebilirsiniz.
Kuruluşumuz tarafından geliştirilen ve bugün ulusal ve uluslararası alanda geçerlilik kazanan ve bütün dünya ülkeleri tarafından kabul gören Ekomark© Standardı kriterleri, büyük bir başarı elde etmiştir. Kuruluşumuzun elde ettiği bu başarıda, faaliyetlerimiz sırasında bağımsızlık ve tarafsızlık konusunda gösterdiğimiz hassasiyetin de büyük payı bulunmaktadır.
Ürün ve hizmetlerini, Ekomark© Standardı’nın koşullarına ve kriterlerine uygun hale getiren firmalara, bu ürün ve hizmetlerinin tanıtım ve reklam faaliyetlerinde kullanmaları için Ekomark© Etiketi kullanma izni verilmektedir. Kuruluşumzdan Ekomark© belgelendirme çalışması isteyen firmalar ile çalışmaya başlamadan önce mutlaka bir hizmet sözleşmesi yapılmaktadır. Bu sözleşmenin temel maddelerinden biri, verilecek hizmetin bağımsız ve tarafsız olacağına yönelik taahhüttür.
Kuruluşumuz, ulusal veya uluslararası alanda, firmaların faaliyet gösterdiği coğrafya, görüşlerini paylaştığı sosyal veya siyasi alan ya da faaliyet gösterdiği sektör farkı gözetmeden, bütün firmalara bağımsız ve tarafsız olarak hizmet vermektedir. Kuruluşumuz bütün faaliyetlerinde, kaynakları ve altyapısı ile sınırlı olmak koşulu ile akreditasyon kapsamı, hazırlanan prosedürler ve iş akışları çerçevesinde hizmet vermekte ve herkese eşit davranmaktadır.
Kuruluşumuz, değerlendirme ve belgelendirme çalışmalarında, bağımsızlık ve tarafsızlığına gölge düşürecek hiçbir faaliyete yapmaz. Bağımsızlık ve yansızlığına etki yapacak durumları dikkatle gözler. Hiçbir özel veya resmi kuruluşun, kuruluşumuz üzerinde tarafsızlık ve bağımsızlığı etkileyecek baskılar yapmasına izin vermez. Olası çıkar çatışmalarını yok etmek veya en düşük seviyeye çekmek için gerekli çalışmaları yapar. Bağımsızlık ve tarafsızlığın tehlikeye düştüğü alanlarda belgelendirme çalışması yapmaz.
Kuruluşumuz, aldığı akreditasyon koşullarına uygun şekilde tarafsız ve bağımsız uygulama yapar.
Kuruluşumuz, yasalara uygun şekilde kendisinden bilgi ve belge istemeye yetkili kişi ve kuruluşlara, hizmet verdiği firmalar ile ilgili, yasal olarak vermesi gereken bilgi ve belgelerin dışında hiçbir bilgi ve belgeyi vermez. Bu gizlilik taahhüdümüz de tarafsızlık ilkemizin bir gereğidir.
Bunlar yanında kuruluşumuz tüketicilere bilinçlenmeyi yükseltmek, firmalara çevre uygulamalarına hazırlık olmalarını sağlamak amacı ile eğitim ve danışmanlık hizmetleri de vermektedir.
Kuruluşumuzun tarafsızlık ve bağımsızlık taahhüdü hakkında farklı bilgilere gereksinim duyulabilir. Bu konuda ve Ekomark© Standardı hakkında daha geniş bilgiler almak için hemen kuruluşumuza müracaat edebilirsiniz.
Kuruluşumuz, ulusal ve uluslararası alanda geçerli olmak üzere, ülkemiz koşullarına, tüketim alışkanlıklarına, işletmelerin üretim yöntem ve faaliyetlerine ve yürürlükteki yasal düzenlemelere dayanarak tamamen özgün bir şekilde Ekomark© Standardı’nı hazırlamıştır. Henüz ülkemiz Avrupa Birliği direktifleri kapsamında istenen çevre yasasını çıkarmış değildir. Bugünkü koşullarda ülkemizde bir ekolojik etiket sistemi resmi olarak yürütülmemektedir. Bu nedenle kuruluşumuz yabancı bir akreditasyon kuruluşuna akredite olmuştur ve aldığı yetkiye dayanarak ülkemizde, ürün ve hizmetlerini Ekomark© Standardı’nın istediği kriterlere uygun hale getiren firmalara ürün ve hizmetlerinin tanıtım ve reklam faaliyetlerinde kullanmak üzere Ekomark© Etiketi kullanma izni vermektedir.
Kuruluşumuz tarafından gerçekleştirilen çalışmalar her ne kadar bir belgelendirme faaliyet olarak görülse de, aslında bu faaliyetlerimiz bir kalite sistemi gibi algılanmamalıdır. Bu nedenle uygun görülen firmalar kalite belgesi benzeri bir sertifika verilmemekte sadece ürün ve hizmetlerinin tanıtım ve reklam faaliyetlerinde kullanmaları için Ekomark© Etiketi kullanma izni vermektedir. Bu bir lisanstır. Bu yüzden de bu etiketi taşıyan ürünlerin kalitesini değil insan sağlığı ve çevre koşulları açısından zararlı bir etki göstermediğini kanıtlamaktadır. Elbette bir ölçüde bu etiketi taşıyan ürün ve hizmetlerin kaliteli olduklarından da bahsedilebilir.
Bu nedenle kuruluşumuz yönetimi, ürünlerin kalitesini değil, doğal yollardan üretildiğini, üretimi sırasında doğaya bir zarar verilmediğini, bu ürünü tüketen kişilerin sağlıklarına bir zarar gelmeyeceğini, ürün ambalajının doğada kendiliğinden ve kısa sürede yok olacağını, ambalajların geri dönüşümünün sağlandığı taahhüt etmektedir.
Kısaca yönetim taahhüdü, ürünün hammadde girişinden, üretim aşamalarına, ambalajlanmasına, depolanmasına, sevkedilmesine, tüketilmesine ve atık halde yok olmasına kadar bütün yaşam döngüsü boyunca doğanın korunduğuna, doğaya bir zarar verilmediğine veya doğaya verilen zararın en düşük seviyede tutulduğuna yöneliktir.
Yönetim taahhüdümüz, sürdürülebilir üretim faaliyetlerini temin etmek içindir. Ekomark© Standardı’nın en önemli hedefi doğayı korumaktır. Sürdürülebilir üretim faaliyetleri ile gelecek nesillere daha temiz bir dünya bırakmak hedeflemektedir. Ekomark© yönetimi bugünün ihtiyaçlarını da göz ardı etmeden, doğal kaynakları gelecek nesillere aktarmayı taahhüt etmektedir.
Kuruluşumuzun yönetim taahhüdü hakkında farklı bilgilere gereksinim duyulabilir. Bu konuda ve Ekomark© Standardı hakkında daha geniş bilgiler almak için hemen kuruluşumuza müracaat edebilirsiniz.
Ülkemiz, Avrupa Birliği ile uyum çalışmalarında en fazla çevre konusunda güçlük çekecek gibi. Çünkü çevre sorunlarının niteliği çok farklıdır ve çevresel değerler insan yaşamını bütün yönleriyle içine almaktadır. Günlük yaşamda karşılaşılan birçok problem, örneğin içme suyunun sağlanmasından, katı atıkların denetimine kadar birçok sıkıntı, çevre ile ilgili yasal düzenlemelerin konusu içine girmektedir. Bu aynı zamanda maddi kaynak da gerektirmektedir. Ülkemizin çevre konusunda Avrupa Birliği’ne uyum sağlayabilmesi için 60 milyar doların üzerinde bir kaynak gerekmektedir. Bu maddi sıkıntı yanında uyum konusunda başka engeller de var. Örneğin teknik imkanlar yetersizdir, yetişmiş personel yoktur ve çevre bilinci toplumda tam olarak gelişmiş değildir.
Atık yönetimi ve doğanın korunması alanlarında bir takım yasal düzenlemeler yapılmıştır. Ancak çevreye yönelik yasal düzenlemelerin yaşama geçirilmesi ve uygulanması konusunda çabalar yetersiz kalmaktadır. Çevre koruma gereksinimleri için politikaların oluşturulması ve sürdürülebilir üretimin teşvik edilmesi için daha somut adımların atılması gerekmektedir.
Ülkemizde çevre yönetimi anlayışının gelişmesi, büyük ölçüde Avrupa Birliği üyelik süreci ile belirlenmektedir. Ancak bu süreç sadece Avrupa Birliği düzenlemelerinin kendi ulusal hukuk düzenimize uydurulmasından çok, uygulamaya geçirilmesini ve gereken yatırımların gerçekleştirilmesini de gerektirmektedir. Zaten asıl sorun da bu noktadadır. Bu nedenle gerekli yasal düzenlemelerin yapılması kadar bu düzenlemelerin uygulanması için uygun bir ortam da yaratılmalıdır.
Kuruluşumuz Ekomark© Standardı’nı hazırlarken, bugünden ülkemizin hazırlıklı olmasını hedeflemiştir. Gerek tüketicilerin bu konularda bilinçlenmesi gerekse üretici firmaların ve işletmelerin üretim anlayışlarını, yöntemlerini ve tesislerini değiştirmeleri Ekomark© Standardı’nın uygulanması ile gerçekleşecektir.
Kuruluşumuz yabancı bir akreditasyon kuruluşundan akredite olmuştur ve bu yetkiye dayanarak bugünden, insan sağlığı ve çevrenin korunması ile ilgili kriterleri sağlayan firmalara, bu ürün ve hizmetlerin tanıtım ve pazarlama faaliyetlerinde kullanabilmeleri için Ekomark© Etiketi kullanım izin vermektedir.
Ekomark© belgelendirme çalışmaları kapsamında firmaların yaptıkları başvurular, verdikleri numuneler, bu numunelerin test ve analiz sonuçları hiçbir şekilde üçünci kişi veya kuruluşlar ile paylaşılmaz ve bütün bu bilgi ve belgeler gizli tutulur. Bu konu belgelendirme çalışması talep eden firmalar ile yapılan sözleşmede de gizlilik taahhüdü başlığı altında yer almaktadır.
Kuruluşumuz Ekomark©’ın verdiği gizlilik taahhüdü hakkında farklı bilgilere gereksinim duyulabilir. Bu konuda ve Ekomark© Standardı hakkında daha geniş bilgiler almak için hemen kuruluşumuza müracaat edebilirsiniz.
Doğa kirlenmektedir ve doğanın daha fazla kirlenmesinin önüne geçmek bütün insanların ve resmi veya özel bütün kuruluşların yükümlülüğüdür. Kuruluşumuz Ekomark© Standardı’nı hazırlarken öncelikle ülkemizin, arkasından yerkürenin doğal kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir bir tüketim anlayışının yerleşmesini hedeflemiştir.
Kuruluşumuzun bu çalışmada güttüğü politikalar şu şekilde açıklanabilir:
- Üretim tesislerinin ve işletmelerin, sürdürülebilir bir üretim nalayışını benimsemeleri gerekmektedir. Avrupa Birliği başta olmak üzere bütün sorumlu kuruluşlar tarafından geliştirilen çevre koruma önlemlerinin kuruluşumuz yaklaşımı ile uyumlulaştırılmasına çalışılmaktadır.
- Kuruluşumuz Ekomark© Standardı kritelerinin onarıcı değil önleyici olmasını öngörmektedir. Problemler henüz ortaya çıkmadan önlenmelidir ve kuruluşumuz çevre politikalarını bu yönde geliştirmektedir.
- Kuruluşumuz çevre politikaları gereğince, çevreye olumsuz etki yapacak herhangi bir faaliyetin sonuçları konusunda bir kuşku varsa, bu durum bilimsel olarak henüz kanıtlanmamış olsa bile, bu faaliyetin önlenmesi için önlem alınması gerekmektedir.
- Nihayet kuruluşumuz tarafından güdülen bir çevre politikası da tüketicilerin mutlaka çevrenin korunması ve insan sağlığı açısından bilinçlendirilmesidir.
Doğal kaynaklar olarak yeraltı ve yerüstü suları kirlenmektedir. İçme ve kullanma suyunun kirlenmesi hem hayvancılık hem de tarım çalışmalarını vurmaktadır. Zehirli atıkları suya karışmasının mutlaka önü alınmalıdır. Küresel ısınma ve ozon tabakasının incelmesi zehirli gazların emisyonu sonucudur ve motorlu araçların olsun, firmaların olsun denetim altında tutulması ve bu kirliliğin önlenmesi gerekmektedir.Her türlü kimyasal ürünler ve tehlikeli maddelerin kullanımı sınırlandırılmalıdır. Bu sadece hava kirliliği açısından değil insan sağlığı açısından da önemlidir. Yine doğayı tehdit eden atıkların toplanması, bertaraf edilmesi, işlenmesi ve yeniden kazanılması gerekmektedir.
Kuruluşumuz insan sağlığı ve doğanın korunması açısından bu büyük tehlikelerin farkındadır ve güttüğü politikalar ile sosyal sorumluluğunu yerine getirmeye çalışmaktadır. Bu yaklaşım ile Ekomark© Standardı geliştirilmiştir ve insan sağlığı ve çevrenin korunması bakımından gerekli kriterleri sağladığını kanıtlayan firmalara, bu ürün ve hizmetlerin tanıtım ve pazarlama faaliyetlerinde kullanmak üzere Ekomark© Etiketi kullanım izin vermektedir.
Kuruluşumuz Ekomark©’ın güttüğü politikalar hakkında farklı bilgilere gereksinim duyulabilir. Bu konuda ve Ekomark© Standardı hakkında daha geniş bilgiler almak için hemen kuruluşumuza müracaat edebilirsiniz.
Avrupa Birliği tarafından uyum yasaları kapsamında 2000 yılında 1980/2000 (EC) sayılı bir direktif çıkarılmıştır. Bu direktif gereğince ülkemizin, ekolojik etiketler konusunda bir çevre yasası çıkarması gerekmektedir. Söz konusu direktif, çevre yasasının çıkarılmasını ve ekolojik etiket sisteminin ülkemize entegrasyonunu sağlamak amacı ile bu yasanın çıkarılmasını talep etmektedir. Bu konudaki yasal düzenlemeler henüz tamamlanmış olmasa da bugünden tüketicilerin bilinçlenmesi ve üretici firmaların üretim tesislerinde ve yöntemlerinde hazırlıklı olmaları açısından, Ekomark© Standardı’nı hazırlamıştır. Bu standart tasarlanırken, belgelendirme çalışmaları için, Avrupa Birliği tarafından çıkarılan ve 2010 yılında güncellenen 66/2010/EC sayılı Eko-Etiket Tüzüğü esas alınmıştır. Ekomark© Standardı’nda açıklanan kriterler, ürün grupları bazında Avrupa Birliği tarafından tespit edilen kriterler ile parallellik göstermektedir.
Bunun yanında kuruluşumuz yabancı bir akredistasyon kuruluşndan akredite olmuştur ve bu yetkiye dayanarak firmalara, ürün ve hizmetlerinin tanıtım ve pazarlama faaliyetlerinde kullanmaları için Ekomark© Etiketi kullanım izni vermektedir. Ekomark© Etiketi bugün Avrupa Ülkeler’inde ve dünyanın her yerinde kabul görmektedir.
Vizyonumuz
Kuruluşumuzun temel vizyonu, sürdürülebilir tüketime katkıda bulunmaktır. Ekomark© Etiketi taşıyan ürün ve hizmetleri tercih eden tüketiciler, sürdürülebilir bir toplum yaratılmasına katkıda bulunmuş olacaklardır.
Bir diğer visyonumuz, Ekomark© Standardı sayesinde, üretici firmaları çevreye duyarlı ürün ve hizmetler tasarlamak ve üretmek konusunda cesaretlendirmek ve sürdürülerbilir bir üretim hedefine ulaşmak için destek olmaktır.
Kuruluşumuz yaşam döngüsü bakış açısına sahiptir. Ekomark© Standardı’nın kriterleri belirlenirken şu temel konular göz önünde bulundurulmuştur: enerji kullanımı, iklim değişiklikleri, aşırı su tüketimi, doğal hammadde kaynakları, kimyasal maddelerin kullanımı, tehlikeli atıklar, ambalajlar ve genel olarak katı ve sıvı atıklar.
Misyonumuz
Kuruluşumuzun temel misyonu ise, tüketicilerin ekolojik ürünlere olan güvenini arttırmaktır. Bunun yanında üretici firmalara rakipleri arasında imaj ve üstünlük kazandırmaktır. Aynı zamanda tüketici firmalara ulusal ve uluslararası piyasalarda avantaj yaratmaktır.
Kuruluşumuz aynı zamanda Ekomark© Etiketi’ni, üretici firmalara bir pazarlama aracı olarak sunmuş olmaktadır. Bu etiketi kullanmak ile firmalar, hem tüketiciler nezdinde hem de resmi otoriteler gözünde sosyal sorumluluğunu yerine hetirmiş olmaktadır. Aynı zamanda firmaların tedarikçi firmalar ile ilişkileri bir düzene girmiş olmaktadır.
Kuruluşumuz Ekomark©’ın vizyon ve misyonu hakkında farklı bilgilere gereksinim duyulabilir. Bu konuda ve Ekomark© Etiketi hakkında daha geniş bilgiler almak için hemen kuruluşumuza müracaat edebilirsiniz.
Yaşamın temelini doğal kaynaklar oluşturmaktadır. Su, hava, toprak, hayvanlar, madenler ve bitki örtüsü en temel doğal kaynaklarıdır. Her ne kadar bitmeyecekmiş gibi görünse de bu kaynaklar, insanların sorumsuz ve bilinçsiz kullanımı yüzünden hızla azalmaktadır. İnsanlara ve kuruluşlara düşen görev, doğal kaynakları yok etmek değil korumak olmalıdır.
İnsanların ve işletmelerin yıllar boyunca doğaya bıraktıkları atıklar, buralarda yaşayan canlı türlerinin azalmasına ve hatta yok olmasına neden olmuştur. Ülkemizin kalkınması için sanayi tesislerine elbette ihtiyaç var ama önemli olan kaynakların tutumlu ve kirletilmeden kullanılmasıdır. Toprağa bırakılan zararlı atıklar, zamanla toprağın özelliklerini kaybetmesine ve verimsizleşmesine neden olmuştur. Toprak bitki örtüsünden yoksun kalmakta, çölleşmektedir. Su kaynakları,ormanlar ve yer altı zenginlikler de bilinçsizce tüketim sonucunda gittikçe azalmaktadır. Doğal kaynaklar, insanların ve bütün canlıların yaşam nedenidir ancak doğal kaynaklar tükenmekte ve canlı yaşamı durma noktasına yaklaşmaktadır.
Doğal kaynakların tükenmesi yanında havaya salınan gazların etkisi ile ozon tabakasının incelmesi, ilklim değişikliklerinin yaşanmaya başlaması, küresel ısınmanın başlaması ve buzulların erimesi, hepsi birbini tetikleyen çok daha büyük tehlikelerdir. Yerküre can çekişmektedir ve gelecek nesilleri hiç de hoş olmayan bir tablo beklemektedir.
Bu gerçeklerin farkında olan gelişmiş ülkelerde doğanın korunması yönünde çok sayıda çalışmalar başlatılmıştır ve ciddiyetle yürütülmektir. Avrupa Birliği de 1992 yılında bir ekolojik etiket sistemi geliştirmiş ve Eko-Etiket uygulaması başlatmıştır. Avrupa Birliği ülkelerine gönderilen ürün ve hizmetlerin, tespit edilen ürün grupları bazında açıklanan kriterlere uyun özelliklerde olması gerekmektedir. Eko-Etiket bu özellikte ürün ve hizmetleri tanımlayan bir ekolojik etiketdir. Zamanla bu uygulama diğer ülkelerde kabul görmeye başlamıştır.
Bunun yanında Avrupa Birliği’ne girme çalışmaları kapsamında ülkemizden bir çevre yasasının çıkarılması istenmiştir. Bu yöndeki çalışmalar yürürütülmektedir. Bu konuda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı görevlendirilmiştir.
Henüz bir çevre yasası çıkarılmamıştır ve ülkemizde resmen ekolojik etiket uygulaması başlamamıştır. Ancak kuruluşumuz bugünden hazırlık olmak adına Ekomark© Standardı’nı geliştirmiştir. Ürün ve hizmetlerinin insan sağlığı ve çevrenin korunması açısından Ekomark© Standardı kriterlerine uygun olduğunu kanıtlayan firmalara, bu ürün ve hizmetlerinde Ekomark© Etiketi kullanmalarına izin verilmektedir.
Kuruluşumuz Ekomark©’ın ne zaman ve nasıl kurulduğu ve bugüne kadar yaptığı çalışmalara merak duyulabilir. Bu konuda ve Ekomark© Etiketi hakkında daha geniş bilgiler almak için hemen kuruluşumuza müracaat edebilirsiniz.
Yapılan bazı araştırmalar, ekolojik ürünlere olan ilginin artmasına bağlı olarak bu duyarlılığın bugün bir pazarlama aracı olarak kullanıldığını göstermektedir. Bu da ister istemez bu ürün ve hizmetler için ciddi bir güvenilirlik sorunu olduğunu yaratmaktadır. Yabancılar bu yaklaşıma greenwash demektedir, yani yeşil gösterme. Bu tür faaliyetler, bir firmanın ürün veya hizmetleri hakkında ya da çevresel eylemleri konusunda tüketicileri yanıltma faaliyetidir. Bu durumda bir ürünün ekolojik bir ürün mü olduğu veya ekolojik gösterilmeye mi çalışıldığı anlaşılmamaktadır. Ancak tüketiciler yine de bir takım sinyaller alabilir. Örneğin geneli kapsayan bir çevre analizi yerine ürün veya hizmetlerin tek bir özelliğine vurgu yapılıyorsa ya da firma eğer net kanıtlar ortaya koyamıyorsa bu durumlar şüphe uyandırmalıdır. Firmanın açıklamalarında yanlış anlamalara yol açabilecek belirsizlikler varsa veya farklı konularda yersiz iddialarda bulunuluyorsa yine bu davranışlar şüphe uyandırmalıdır. Bazı firmalar da iki farklı etkiden daha az önemli olanına vurgu yaparak tüketicinin dikkatini başka bir noktaya çekmeye çalışmaktadır.
Bu yüzden insan sağlığı ve çevrenin korunması açısından tercih edilebilir ürünler seçilirken, sadece tek bir çevresel faktör değil, bütünü kaçırmayacak şekilde birden çok çevresel faktör göz önüne alınmalıdır. Tüketiciler ürünlerin çevresel kazanım değerlerine göre seçim yapmak zorundadır. Bunun için de ürün veya hizmet üzerinde bir ekolojik etiketinin bulunması önemlidir.
Kuruluşumuz bu düşünceyi esas alarak Ekomark© Standardı’nı geliştirmiştir. Ürün ve hizmetlerinin insan sağlığı ve çevrenin korunması bakımından Ekomark© Standardı kriterlerine uygun olduğunu kanıtlayan firmalara, bu ürün ve hizmetlerinde Ekomark© Etiketi kullanmalarına izin verilmektedir. Ekomark© Etiketi taşıyan ürünlerin, sadece üretim aşamalarında değil, hammadde girişinden, üretimin tamamlanmasına, ambalajlanmasına, depolanmasına hatta tüketicinin masasına gelmesine kadar, ürünlerin yaşam döngüsü boyunca doğaya zarar vermeyen yöntemlere uygun faaliyet gösterildiği kanıtlanmış olmaktadır.
En büyük çevresel kazanım, doğanın korunmasıdır. Gelecek nesillere daha temiz ve yaşanabilir bir dünya bırkmak için bugünden yapılması gereken çok iş var. En başta doğal kaynakların aşırı tüketiminin önüne geçilmesi ve sürdürülebilir olmasının sağlaması gerekmektedir.
Çevre kazanımları konusunda farklı bilgilere gereksinim duyulabilir. Bu konuda ve Ekomark© Etiketi hakkında daha geniş bilgiler almak için hemen kuruluşumuza müracaat edebilirsiniz.




